Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

new

Fri Aug 28, 2009, 12:06 PM
  • Mood: Love
here is something I wanted to tell you, It's so funny you'll kill yourself laughing
But then I, I look around, And I remember that I am alone, Alone. For evermore

The tile yard all along the railings, Up a discoloured dark brown staircase
Here you'll find, despair and I, Calling to you with what's left of my heart, My heart, For evermore

Drinking tea with the taste of the Thames, Sullenly on a chair on the pavement
Here you'll find, my thoughts and I, And here is the very last plea from my heart
My heart. For evermore, Where taxi drivers never stop talking
Under slate grey Victorian sky, Here you will find, despair and I
And here I am every last inch of me is yours, Yours, For evermore

Your leg came to rest against mine, Then you lounged with knees up and apart
And me and my heart, we knew, We just knew, For evermore

Where taxi drivers never stop talking, Under slate grey Victorian sky
Here you'll find, my heart and I, And still we say come back, Come back to Camden
And I'll be good, I'll be good, I'll be good, I'll be good

Kendi alevlerinizde yanmaya hazir olmalisiniz

Fri Jan 2, 2009, 7:00 AM
  • Mood: Love
Size kendi hikâyemi anlatacağım. Anlattıklarım kesinlikle aramızda kalacak! Tamam haydi o zaman başlıyorum anlatmaya. Lütfen bana kendi özelliklerim dışında özel sıfatlar yüklemeyin. Bu yazıdan sonra beni bulmaya da çalışmayın rica ederim. Bunu en baştan söylemeliyim çünkü ben herhangi birinizin yanında oturan kişi, otobüste bilet veren kız, evinizdeki masum arkadaşınız olabilirim. Ben en değerliniz hatta en nefret ettiğiniz kişi olabilirim. Fakat ille de beni yabancılaştıracaksanız şundan kesinlikle emin olmalısınız ki ben bambaşka bir boyutta yaşayan bir insanımsıyım sizin sanrınızım. Çünkü ben koşulsal benzeyenim. Beni sakın göz ardı etmeyin! Başlıyorum.

Öyle fena üşüttüm ki önceleri kafadan gelen bir soğuk algınlığı zannettim ama tamamen balkanlarla alakalıymış. Vücudumun her noktası, beni ayakta tutan kemiklerimin ilikleri bile acıyordu. Lanet ediyordum o anda yaşadığım acılara. Ciğerlerimden çıkan kedi gibi gırrlamalar sinirimi bozarken, yalnız yatağımda pislik günlerimin geldiğinin farkında bile değildim. Anlar sadece bedenimle yaşadığım bir uzantının sinyalleriydi. Ne kaba! Pislik günlerim geri geldi.

Günlerden bir gün hastayım ve yastayım. Alevilerin aşuresini tatmak için Burgazada’nın sokaklarında yürürken midemde ki o garip kıırdaşmaları hissettim. Biliyor musun çok duygulandım. Benim midem hiç kıırdamadı ki!

Uygarlığımızın erektif bir neferiyim ben. Beni sizler yarattınız. Son parasıyla porno film edinmekte hiç tereddüt etmeyen biri varsa o da ben olabilirim bu toplumda. Ama ben sapık değilim beni önemsemeyin. Ben çocuk pornosunun en büyük talepkarı olan milletimin naif bir üyesiyim. Beni sizler yarattınız asla küçümsemeyin!

Her yere kusmaya başladım umarsızca. Ey memleketim! O asil topraklarının her yerine kustum şuursuzca. Beni affet. Vapurda, iş yerinde, sokakta hatta cimcime sevgililerin denize bakı hayaller kurduğu o güzel manzaralara. Kustukça özgürleşti bedenim. Her kusmamda yaşadığım o ihtirasla midemin kuş gibi hafiflemesi ile hayata daha da hırsla bağlandım sanki. Meğer ben ne çok yiyormuşum. Daha bir ay önce yediğim o güzel yemeklerin hala midemde bir mahzende saklandığının çıkışında fark ettiğim bünyemin zararsız olduğunu inandırmaktan da vazgeçtim insanlara. Her yere kustum ama her yere. Yürürken, koşarken ve işerken hatta ağlarken Kusup kusup vay be ne kusmuşum diyerek özüme baktım çömelerek. Buymuş demek! Bizim bir ilişkimiz vardı. Ve artık biz birer yok olan milli ruhlarız benim güzel ihtiraslı kusmuklarım. Klozete yakınlaştığım ve kusmam gereken o kutsal an geldiğinde beleş dinamit olsun, götüm de patlasın edasıyla kendimden geçtiğim anlarım özledim hepinizi.

Bende kendimi memleketimin topraklarına naif bedenimden çıkan enerjiyi boşaltarak yenileniyorum. Bu halim iyi mi bilmiyorum. Esasen anlatacak çok fazla şeyim vardı ama sizin bu yazıyı okurken ne kadar da seksi haller aldığınızı düşünmek beni tahrik ediyor şuanda. Beni sakın unutmayın!

Ben, isimsiz sokak...

Wed Oct 15, 2008, 1:47 AM
  • Mood: Amazed
Sabır yumaklarından sükûnet ipleri çözülür, tevekkül içinde... Ve sessiz, mütevâzı bir saadet örülür burada. Her ilmekte, uzun bir hikâye gizlidir.

Ben, isimsiz sokak...

Yorgun, durgun ve mütebbessim bir hattattır burada zaman. Hayâtın, her an tükenesi mürekkebinden derin çizgiler çeker insanların alınlarına... Her kıvrımında hakikat, her kıvrımında nasihat, her kıvrımında dua...

Böylesi bir sokak işte burası. Herkesin baktığı; ama, herkesin göremediği.

Seçim konvoylarından, temel atma törenlerinden, açılışlardan, galalardan, kokteyllerden, jübilelerden, basın toplantılarından uzaklarda bir yerlerde...

Ben, isimsiz sokak...

İçimde bir endişe var. Bir bebek ağlıyor gibi içimde... Belki de korkuyorum. Evet korkuyorum; bir gün, bütün bunları elimden alacaklar diye.

Korkuyorum, şu asırlık ahşap evleri alacaklar diye benden. Kimler doğdu, kimler öldü o evlerde bir bilseniz... Bilseniz, çocukların o mâsum, o pervâsız, o coşkulu kahkahaları, nasıl taştı pencerelerden senelerce... Ve ne kadar derinden, ne kadar şefkatle sevdiler torunlarını, dedeler ve nineler, bir bilseniz... Bir bilseniz, kaç genç kız, telli-duvaklı çıktı şu gıcırtılı kapılardan ve kaç anne gözyaşı döktü arkalarından... Bir bilseniz, ne kavuşmalar, ne ayrılıklar yaşandı şu evlerde... Kaç çiçek büyüdü, kaç çiçek soldu şu pencere önlerinde, bir bilseniz... Mangallar nasıl yakıldı; sedirli, kilimli, hoş kokulu odalarda. Kahveler nasıl ikrâm edildi, kitaplar nasıl okundu, sohbetler nasıl dinlendi şu evlerde, bir bilseniz...

Kimler uykusuz kaldı şu evlerde, geceler boyu bir bilseniz... Kimler gitti gurbete ve kimler dönmedi bir daha... Bilseniz, kaç mektup geldi uzaklardan. Kimlerin yolları gözlendi yıllarca... Duâlar nasıl edildi, sûreler nasıl okundu şu evlerde... Kaç saadet yaşandı şu evlerde, bir bilseniz... Mutluluğun çiçekleri nasıl tomurcuklandı çilekeş gönüllerde. Umûdun sarmaşıkları nasıl tırmandı usûl usûl, hayatın yüksek duvarlarına... Ve bir bilseniz, kaç cenaze çıktı ansızın, şu rengi her yıl biraz daha soluklaşan ahşap evlerden, beklenmedik zamanlarda... Yürekler nasıl dağlandı ve nasıl sabretti geride kalanlar, bir bilseniz...

Ben, isimsiz sokak...

Korkuyorum, şu asırlık ahşap evleri alacaklar diye benden... Korkuyorum, şu, eski beyaz çeşmeyi sökecekler diye yerinden. Koparacaklar diye tasını zincirinden. Oynatacaklar diye, taşlarını yerinden. Atacaklar diye, kitâbesini yerlere.

Kimler susamış olarak geldiler şu çeşmeye uzaklardan ve kimler yudumladılar suyunu, bir bilseniz... Bir bilseniz, kimlerin yüzünü yıkadı şu berrak damlacıklar. Şu şırıltılar kimlerin gönlüne doldu, kimler ferahladı sesinden... Kimler besmele çekti, kimler şükretti sonra... Bir bilseniz, kaç yolcu dinlendi başında ve kaç yolcu uzaklaştı gitti buralardan, hayır sâhiplerine duâlar ederek. Kaç yemek pişirildi, kaç çay demlendi şu çeşmenin suyuyla, bir bilseniz... Hep su verdi susuzlara bu çeşme; her zaman, hiç durmadan. Pırıl pırıl, şırıl şırıl... Senelerce...

Ben, isimsiz sokak...

Korkuyorum, şu eski beyaz çeşmeyi sökecekler diye yerinden... Korkuyorum, şu koca çınarı kesecekler diye bir gün. Gölgesini alacaklar diye üzerimden. Yersiz-yurtsuz bırakacaklar diye şu serçeleri, güvercinleri... Koparacaklar diye hâtırâların dallarını, birer birer. Ayıracaklar diye şu sabah esintisinin sesini yapraklarından. Susturacaklar diye, altındaki sohbetleri. Bölecekler diye, şu şen-şakrak çocukların oyunlarını; saklambaçlarını, körebelerini... Koparacaklar diye, salıncaklarını...

Ben, isimsiz sokak...

Korkuyorum, şu koca çınarı keserler diye birgün... Korkuyorum, şu sokak lâmbasını sökerler diye bir gün. Geceleri etrafında pervanelerin döndüğü şu tozlu, gevşek ampulü söndürecekler diye. Devirecekler diye, gecelerimin o sessiz-sedâsız aydınlığını... Bitirecekler diye, öldürecekler şu uzayı;p kısalan gölgeleri...

Ben, isimsiz sokak...

Korkuyorum, şu sokak lâmbasını sökecekler diye bir gün... Korkuyorum, bir gün çekip gidecek diye, bakkal Hüseyin Efendi; manav Şevket, kasap Nûri, terzi Cemal... Korkuyorum, emekli Abdullah Hoca gidecek diye bir gün; Ayşe nine, Fâzıl dede, Sâlihâ abla, Sabiha Hanım, Nilüfer, Şebnem, Serkan, Selçuk... Sonra, şu çocuklar... Bekir, Ali, Nevzat, Erdal, Ferhat, Mehmet... Hepsi, hepsi gider diye korkuyorum.

Ben, isimsiz sokak...

Korkuyorum, gidecekler diye bir gün... Birer birer ve sessizce... Ve mahzûn ve dönmemek üzere...

Gönülden, tâ gönülden selâm verirler burada, selâm verenler. Sâlimce, selâmetle... Gönülden, tâ gönülden severler burada, sevenler. Uzun ve sessiz kervanlar geçer gönüllerinden... Gönülden, tâ gönülden konuşurlar burada, konuşanlar; bilerek ve inanarak... Gönülden, tâ gönülden dinlerler, burada dinleyenler; duyarak, anlayarak, hissederek... Gönülden, tâ gönülden okurlar burada, okuyanlar; her satır bir basamak olur onlara. Giderler, yükselerek, tırmanarak... Gönülden, tâ gönülden yazarlar burada, yazanlar. Harf harf dizerek duaları, yakarışları; ümit ederek...

Ben, isimsiz sokak...

Kimler geldi, kimler geçti buradan... Neler gördüm, neler işittim... Neler yaşadım, senelerce...

Ben, isimsiz sokak...

KusKus

Tue Jun 17, 2008, 11:21 PM
  • Mood: Amazed
"Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız:
önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?"
Nietzsche


Size kendi hikâyemi anlatacağım. Anlattıklarım kesinlikle aramızda kalacak! Tamam haydi o zaman başlıyorum anlatmaya. Lütfen bana kendi özelliklerim dışında özel sıfatlar yüklemeyin. Bu yazıdan sonra beni bulmaya da çalışmayın rica ederim. Bunu en baştan söylemeliyim çünkü ben herhangi birinizin yanında oturan kişi, otobüste bilet veren kız, evinizdeki masum arkadaşınız olabilirim. Ben en değerliniz hatta en nefret ettiğiniz kişi olabilirim. Fakat ille de beni yabancılaştıracaksanız şundan kesinlikle emin olmalısınız ki ben bambaşka bir boyutta yaşayan bir insanımsıyım sizin sanrınızım. Çünkü ben koşulsal benzeyenim. Beni sakın göz ardı etmeyin! Başlıyorum.

Öyle fena üşüttüm ki önceleri kafadan gelen bir soğuk algınlığı zannettim ama tamamen balkanlarla alakalıymış. Vücudumun her noktası, beni ayakta tutan kemiklerimin ilikleri bile acıyordu. Lanet ediyordum o anda yaşadığım acılara. Ciğerlerimden çıkan kedi gibi gırrlamalar sinirimi bozarken, yalnız yatağımda pislik günlerimin geldiğinin farkında bile değildim. Anlar sadece bedenimle yaşadığım bir uzantının sinyalleriydi. Ne kaba! Pislik günlerim geri geldi.

Günlerden bir gün hastayım ve yastayım. Alevilerin aşuresini tatmak için Burgazada’nın sokaklarında yürürken midemde ki o garip kı;pırdaşmaları hissettim. Biliyor musun çok duygulandım. Benim midem hiç kı;pırdamadı ki!

Uygarlığımızın erektif bir neferiyim ben. Beni sizler yarattınız. Son parasıyla porno film edinmekte hiç tereddüt etmeyen biri varsa o da ben olabilirim bu toplumda. Ama ben sapık değilim beni önemsemeyin. Ben çocuk pornosunun en büyük talepkarı olan milletimin naif bir üyesiyim. Beni sizler yarattınız asla küçümsemeyin!

Her yere kusmaya başladım umarsızca. Ey memleketim! O asil topraklarının her yerine kustum şuursuzca. Beni affet. Vapurda, iş yerinde, sokakta hatta cimcime sevgililerin denize bakı;p hayaller kurduğu o güzel manzaralara. Kustukça özgürleşti bedenim. Her kusmamda yaşadığım o ihtirasla midemin kuş gibi hafiflemesi ile hayata daha da hırsla bağlandım sanki. Meğer ben ne çok yiyormuşum. Daha bir ay önce yediğim o güzel yemeklerin hala midemde bir mahzende saklandığının çıkışında fark ettiğim bünyemin zararsız olduğunu inandırmaktan da vazgeçtim insanlara. Her yere kustum ama her yere. Yürürken, koşarken ve işerken hatta ağlarken Kusup kusup vay be ne kusmuşum diyerek özüme baktım çömelerek. Buymuş demek! Bizim bir ilişkimiz vardı. Ve artık biz birer yok olan milli ruhlarız benim güzel ihtiraslı kusmuklarım. Klozete yakınlaştığım ve kusmam gereken o kutsal an geldiğinde beleş dinamit olsun, götüm de patlasın edasıyla kendimden geçtiğim anlarım özledim hepinizi.

Bende kendimi memleketimin topraklarına naif bedenimden çıkan enerjiyi boşaltarak yenileniyorum. Bu halim iyi mi bilmiyorum. Esasen anlatacak çok fazla şeyim vardı ama sizin bu yazıyı okurken ne kadar da seksi haller aldığınızı düşünmek beni tahrik ediyor şuanda. Beni sakın unutmayın!

Mücrim melek lika-i şeytan

Fri Feb 22, 2008, 5:53 AM
  • Mood: Neutral
Ve her bir hücrem tütsünün bıraktığı yanıklarla kaplıydı aslında tenimin
ruhumuzda hep bir gülücük dünü olmayan bir yarından ibaretken yaşadıklarımı saklama olanağım hiç olmadı ki benim.
Kadınsallığımdı belki verilen, içim acıyor bir yanlışlık var bu hayatta ..
birileri sergilerken en teşhirci yanımı tahrik olan bensizliklerdi inkar edemem.....
Ben gerçeği değil o yüce gülümsemeyi sevdim. Gerçek buysa ben kimdim?
Vişnenin o güzel elbiselerime dökülü;p de iz bıraktığı kadar var mıydım yok muydum bilmiyordum.
Ve güvercinler geçerken içimden .. ben onların sadece ölümü gözlemesini sevmesini istemesini diliyordum..

-benim adım ölüm değil biliyordum.

-ama adımı her yakarışta sessizce çığlık atıyordum

kutsal bi varlığın acizliğini yaşarken hiç bir yalan gözükenden daha gerçek olamazdı
ve hiç bi gerçek var etmediğim kadar yok olamazdı. ne ölü kokan çığlıklar gerçekti
ne ateş kokan kadınsal teşhirciliğim.

-yalan söylüyorum inanma bana.
-doğruyu söylüyorum kanma ona.

Aslında çelişkileri yaşarken kendimde senden benden büyük bi gece büyürdü içimde adını varlık koyduğum
her pencerenin bir karanlığa açıldığı perdeleri dantellerle bürümüştü. Saklanıyordum
odamda görmediğin köşelere.Ona kadar sayıyordum
ben bir kötürümüm
sen bir düşsün
o deyince

-önüm arkam sağım solum sobe.

saklambaç ve dolambaçlarım sözcüklerim , sözsüzlüklerim .aklında gezinen milyonlarca hece
birleşiminden beni çözme sanmaların.. oysa görülen düşler kapanında seni almak için bekleyen ben,

melek yüzlü bir şeytandım.. varlığı yaratanın yokluğu yaratması gibi her gece içime girdiğinde yanlızlık.. bilinmezlikteydim..
-İnkar etmeden
karmaşalarımda yok olup gitmek ister misin?
-benimle sevişir misin
hadi aç pencereyi hava alsın içerisi.. bi sen gir içeri bi ben , bi o girsin içeri bi gecelerim..
ellerinde çarmıklarla sunarlar fotograf karelerini küçük cinlerim ve haşlanmamak için kaçtığımda
yürüğüm yolda gece gece gülen sen misin..=?

-Ne komiksin öyle sen.
-Acı çeken her insanın tragedyasını yaşıyorum aslen şimdi. sen de mutlu oluyorsun ..
-Devam et seni böyle seviyorum..

seninle sevişmek için -var edemediğim- tabutumdan çıkıyorum


ve ölüm yanı başımda uyurken ben; bu yücelik hakkında düşler kuruyor ama asla uyumuyorum....
düşüyorum say beni..
Ona kadar say olmaz mı çok acımasın canım

ben bir kötürümüm
sen bir düşsün
o deyince
dur deme..
-önüm arkam sağım solum sobe.

Sponsored By Ninja Assassin

Journal History

Site Map